şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Oca 2014

Gökkuşağı Hayat



 
 
Sesimin rengi yoktu.
Kanım kırmızı
aksa da...
Duygularımın rengi yoktu
Yapraklar yeşil
olsa da...
Hayallerimin rengi yoktu
Gök maviye
 bulansa da...
Her şeyde bir renk olsa da
Bende yoktu...
Saçım, gözüm
, kaşım
Hatta elbiselerim rengarenk olsa da
İçimdeki yoklamanın
Bir adı yoktu
-Yüreğimin rengi olmaması gibi...-
Bir tenhada kalan inançlarım,
Bile bile susmuştu
-Susmanın rengi olmadığını bilse de...-

Rengarenk dünya
da,
Deniz, gök, orman, hayatlar
Çeşit çeşit renge bulansa da,
Ben renksizdim.
Ruhumun yalnız limanında
Usulca renksiz bir hayale uyuyorken
-Uykunun da bir rengi olmadığını bilerek-
Dalıyordum bir hayale,
Sağı solu belli olmayan
Gökkuşağı hayatlarda
Bir renk bulmaya...

1 Kas 2013

zaman DURrur ve SOLup ÖLürsün

 
 
Ben hiç görmedim yaşadığını
Bunun için olduğum yerde
Durdum
Soldum
Ve
Öldüm…
ben öldüm!
 
ben hiç görmedim öldüğünü.
bir kuş geçiyordu üstümden,
usulca yanaştı yanıma;
bir yaprak daha düştü dalından
Sessizce süzüldü…
 
 
ben hiç görmedim öldüğünü.
kocamandı ay,
düşecek gibi üzerime;
bir yıldız daha kaydı
Sessizce söndü…
 
ben hiç görmedim öldüğünü.
çekingen bir rüzgâr,
öyle derinden titreterek tenimi;
son bir koku getirdim
uzaktan, bir çiçeğindi
Sessizce soldu…’
 
Gittim ve bittim!
 
Her gün düşerdi yapraklar,
Bir filiz daha yeşertmek için.
Yeni canlar doğardı her an
Ta ki ben gittim,
Hep ölüme süzüldü yapraklar
Asla doğmadı yeni bir yaşam
Ve öldüm…
 
Her gece yıldızlar kayardı,
Ben neredeysem oraya taşırlardı ruhumu
Yol gösterirdi ay
Yalnızlık nedir bilmezdim.
Ta ki ben gittim,
Bir daha parlamadı ay
Hep bilinmeyene kaydı yıldızlar
Göstermediler bu ruhu bedene asla
Yalnız kaldım
Ve durdum…
 
Her an eserdi rüzgârlar
O mis kokumu taşırlardı bana
Asla bulunmayan bir taç yapraktan.
Ta ki ben gittim,
Çiçekler hep çürüdüler sonsuza
Salmadılar kokularını rüzgâra
Zaten esmedi de rüzgârlar
Bir daha asla açmadım
Ve soldum…
 
 
Asla yaşamadım!
Kuru yaprakları ezdim bir bir.
Parça parça olmuş tenimi
Doğmadan öldürdüm ayaklarımın altında
Hiçbir umut bırakmamışım hayata
Bunun için beklemedim doğacak günü
Görmedim düşen yaprakları
Bunun için. Asla yaşamadım.
 
Her an başka bir yıldıza baktım
Meğer yıldızlar hep aynı yerlerinde dururlarmış
Ay her gün aynı yeri aydınlatırmış
Hep farklı bir yerden baktığından ruhum
Bunun için hiç aynı görmemiş aynada beni
Boşu boşuna koşup durmuşum
Bunun için. Hep olduğum yerde durdum.
Aynı havayı soludum her çarpışında yüreğim
Olduğum yerde dönüp durduğumdan
Koklamamışım asla hayatın tadını
Hep farklı yaprağa bastığımdan
Hiç yaşatmamışım yeni bir canımı
Hep farklı yıldıza daldığımdan
Bir adım bile atmamışım durduğum andan
Hep aynı tadı soluduğumdan
Hiç bakmamışım binlerce nefesin karıştığı havaya.
 
Ben hiç görmedim yaşadığını
Bunun için olduğum yerde
Durdum
Soldum
Ve
Öldüm…
 
Sen hiç yaşamadın
Bunun için
Ben hiç doğmadım.

29 Eyl 2013

İBNE


geceyarısı trenin birine bir ibne biner
senin aklın almaz böyle şeyleri

 
gece yarısı trenin birine bir ibne biner
köpekler bile yere tükürür
adam sandığın gölgeyle
seni sen sanırsın ki
aşk yalandır...

 
ziyandır her şey
ve önemli olan sadece etiket
sen gözlerini kaparsın gece olur

 
sen gözlerini kaparsın gece olur
ve reçel sanırsın bıçağındaki izleri
sonradan anlaşılmış ne varsa sövüyorum
bu gece sonradan katlanılmış ne varsa

 
hırsızın biri girer bir eve
yarını koparıp çıkarmış takviminden
senin aklın ermez böyle şeylere

 
gece yarısı koynuma bir orospu kendini uydurur
silerim adını göbek taşından bütün hamam kadınlarının
ben sildikçe o yeniden yazılır
gittinse bitmiştir
selamlaşmak için içindeki eşkiya sakalıyla
ve o senin çölündeydi bi zamanlar

 
yıkılsın duvarın
nekbet kara
uğursuz zaman
ve öpüşmek için artık maskeler düşsün
diyorum...

 

23 Tem 2013

Sloganım Yok...



Şimdi ne desem sana boşuna, ne yazsam anlamsız.
Sustuğum kadar sen olmuşum, yuttuğum kadar ben
Silip duruyorum tüm dillerden veda sözcüklerini
Gözümü kapatıp sensiz hayaller kuruyorum durmaksızın,

Olmuyor…

 
Yüreğim bu kadar sen olmuşken başka türlüsü düşünülmüyor
Ne yana baksam dolunay, ne yana dokunsam ay ışığı
Caddeleri bölen sokaklarda saklı mor menekşe saksıları
İçinden gözlerin keşen şarkılar kulaklarımda
Ihlamur kokusuna bulanmış notalarımın arasında

Bitmesin…

 
Uzakta ama canımda kal
Parmaklarım olmasa da kelimelerim dokunsun şakaklarına
Bir kelebek misali her sabah gözlerine konayım
Susayım, susayım kirpiklerinde soluklanayım
Ve bazen düşlerini bölen gecenin ortasında
Ruh olup dualarına sarılayım

Unutma.. artık sen sadece senin değilsin,
Kanatlarında yeşili gizlemiş kelebeğinsin…


24 Ekim 2010

16 May 2013

Bir Daha...



Boyası aktı süslü kelimelerin
bozdum kurduğum uzun cümleleri
tek bir söz kaldı dilimin gölgesinde
gelsen şimdi, hiç gelmediğin kadar

 
yalanlar söylesen
masallarla uyuttum gerçekleri , uyanmasınlar
parmak uçlarımızda yürüyelim
hayallerin üzerinde

 
olsan şimdi, hiç olmadığın kadar

 
aşk; boyumu aşan her defasında
boyumdan büyük şiirler yazsam
dizsem üst üste umutlarımı
uzansam sana, aşka

 

gitsen şimdi, hiç gitmediğin kadar

 
eksilen yanlarımı diksem yokluğunla
bırak ellerini yakar yasak dilekler,  ben tutarım
mühürlesen dilimi
söylemesem;

 gelmeden gitme bir daha...

2 May 2013

Adam, diğer Adama...



bu da yazımızla alakasız yakışıklı :)
Ritmik bozgunlara uğramış kalp odacıklarında
solunum yetersizliğinden an be an ölen düşsel yan(ı)lışlarını
şaşaalı cenaze törenleriyle gömüyordu adam
ruhunun keşmekeş ütopyasına ...


gitmeliydi adam
ki gitmek için kalmıştı

usunun her köşesinde
arsız tebessümlerle bezenmiş
boylu boyunca uzanan gerçeklerin üzerini
özenle seçtiği yalanlarla örttü diğer adam
ölüme dudak payı bırakmışken zaman
ektiği hayallerden gerçek biçemezdi



uzun cümleler paslı makas darbeleriyle kesiyordu aşkın gitmelere yenik düşen ömrünü
dil altına yerleştirdi diğer adam dudak ucuna gelen çıplak kelimeleri
susuyordu
konuşsaydı mutlak bir ölüm çınlayacaktı lal olmuş hücrelerinde
ölümü içine kustu diğer adam
ve sustu

aşkın mağrur infazına tanıklık ediyordu gece
gece yıl(dız)ların saydıkça kanatan sivri köşelerini saklıyordu karanlığında
gece (d)okunuyordu ebruli bir ayrılığın her zerresine
tende sızı oluyordu gece,
(ç)özümlenmeyi bekleyen acı bir denklemken adamın parmak uçlarında.

dudağının kenarında kalan tirada zehir zemberek bir dille dokunuyordu adam;



ayrılık; iki ucu keskin bıçak
yırtıyordu güne doğdukça tan yerini
(k)an kaybediyordu aşk oluk oluk
adam gitme diyordu diğer adama
ben ölmeden ölme.

Kıskanarak izlerken Tanrı aç biilaç;
yitik gölgesini atıp sırtına adam
ayaküstü sevişmelerde ruhunu teslim etti diğer adama
huzur içinde uyuyabilirdi artık yalnızlığa


bir elveda cümlesinin kıyısından aşağı bıraktı diğer adam kendini
ve bu yüzden hiçbir vedaya el süremedi

adam gitti
diğer adam öldü
gökten üç nokta düştü
yakışmadı hiçbir aşkın sonuna ( ... )

son kez yazgının deklanşörüne basıyordu Tanrı,
gözlerde aynı hüzün, iki ayrı coğrafyada...
 
DipNot: Şiir diye niyetlendim değişik bir şey çıkardım. Vücudumun ve kafamın yorgunluğu kalemime yansıdı. Burada ne zamandır mısralarımı paylaşmıyordum. Hoşuma giden bir kaç cümleme tanık olunca kendimi tutamadım yayınlıyayım dedim umarım beğenir ve anlayabilirsiniz. İyi okumalar canlarım... Daha iyilerine hep birlikte :)

8 Mar 2013

yazmadan önceki hüzün yazdıktan sonraki rahatlama oluyor bi an


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazmak istemiyorum, hiç mi hiç
Ne zaman ki şiir yazmak gelse içimden;
Ufukta hüzün görünüyordur,  hüzün
Ya bir dostu ya da sevgiliyi kaybetme korkusunun
Zakkum kadar acı hüznü
Okyanuslar kadar derin ve dipsiz
Nefesimi kesen, benliğimi sarsan
Bebekleri hücrem, kirpikleri kelepçem olan
Gözlerine
Şiir yazmak için bakmadım.
Nergizin, papatyanın, kardelenin kokusunda
Yakamozların, mehtapların parıltısında,
En masum öpücüklerin tadında
Yaşamayı düşlediğim
Dostluk için baktım gözlerine.
Ellerim titriyor yazmak istemiyorum
Saçlarımdaki gibi beyaz
Karlar yağdırma düşlerime.
Yitirmenin, unutulmanın
Girdaplarında boğma beni
Dalgaların hışırtısı gibi huzurlu
Çağlayanlar gibi coşkun
Yüreğimin, taa derinlerine işleyen
Sesinle fısılda kulağıma
Tutsak duygularımı
Maviye
Sararmış özlemlerimi
Yeşile
Kararmış ümitlerimi
Beyaza boya
Kelebek kanadı kadar narin
Menekşe yaprağı kadar zarif ellerini
Uzat bana,
Tut ellerimi,
Prangala duygularımı,
Sürgün et hüzünlerimi,
Kır kalemimi
Her şeye razıyım dostum
Yeter ki
Yazdırma bana

2 Mar 2013

Anlatacaklarım Var



Var diyeceklerim dinlersin, bilirim.
Ama ya diyemezsem, ya diyemiyorsam.
Ya o etten duvarları nasıl aşarım bilmiyorsam.
Ya yoksa cesaretim. Ben de yoksam.
Ya ben bir rüyaysam bu hayatta.
Nasıl görünsem sana bilmiyorsam.

 
Var diyeceklerim dinlersin, bilirim.
Ama ya çıkmazsa sesim. Öyle lal olur kalırsam.
Ya giderse yüklemlerim öznelerim hele...
Yarım kalırsa söylediğim tüm şarkılar
Ya hiç olmamışlarsa hiç duymamışsam...


Var diyeceklerim, dinlersin, bilirim.
Ama ya yaşayamazsam o ana kadar
Ya tam topladım derken cephanemi
Hazırım savaşmaya yenmeye duvarları derken tam
Ya karar vermişken sana görünmeye
Bir gece sabaha karşı diyeceklerim varken
Ve sen dinleyecek iken beni
Ya yaşayamazsam o ana kadar ya ölürsem..
Ya ben aslında bir ölüysem.
Ya hiç var olmamışsam.

 
Var diyeceklerim, dinlersin, bilirim.
Gelirim bir gece sabaha karşı
Her şeyimi toplar da gelirim.
Tüm duvarlarımı yıkar da gelirim.
Yaşasam da yaşayamasam da gelirim.
Ölü ya da diri fark etmez.
Anlatacaklarım var benim.
Ve dinlersin bilirim.


30 Oca 2013

Mutluluğun Kıyısı




Öyle bir hasret ki içim,

Üstelik günler de geçiyor

Hızlı, tükenmiş ruh halimse o biçim

Mutluluğa özlem benimkisi

Bir düş görüyorum

Bir nehirin denize döküldüğü yerdeyim

Azgın sular sürüklesin beni istiyorum

Denize doğru

Sonra dalgalar alıp götürsün beni karşı kıyıya

Çünkü mutluluğum bekliyormuş beni

Dalgaların çarptığı o kıyıda

Benim ise yapmam gereken sadece bir seçim

Ya çıkıp o sahilde yakalayacağım mutluluğu

Ya da bu denizde boğulup yok olacağım

Bir düş olsa da gördüğüm

Ben artık mutluluğun kıyısındayım

22 Oca 2013

Aklı Deliyim Ben

 
 
gidişinin ertesi,
bugün hüzün yüklüyüm.
dokunsan gözlerim yağar,
yokluğunun üstüne.
 
parçalanmış kalbimden,
kan akar karın boşluğuma.
 
gidişinin ertesi,
bugün, geceden karanlık gün
bulutlar siyaha bürünmüş
gökyüzü ağıt yakıyor,
sensiz varlığıma.
 
dışarısı buz kesiyor, dışardayım
ağlamıyorum,
zemheriler yapışıyor kirpiklerime.
 
gidişinin ertesi,
içimde uçurumlar,
aşkını atmak geliyor aklıma
atamıyorum,
aklım yeniliyor yüreğime
 
aklı deliyim ben
seni görünce yenildim
yenildikçe sevdim
sevdikçe terk edildim
terk edildikçe bekledim
 
bekliyorum,
dön... rüzgara tutun.
alışamıyorum yokluğuna.
 
DipNot: Öncelikle nedendir bilmiyorum ama yazılarıma görsel yükleyemiyorum. Bu yazım için güzel bir görselim vardı, ama sizinle paylaşamadığım için üzgünüm. Bir de aile yanında internet bağlantım olmadığından mütevellit ufak bir ağ kırıntısıyla bu eskiden kalma şiirimi sizinle paylaşmak istedim. Ama pek özen gösteremedim hemen yazıp yayınladım bağlantı her an gidebilir kuşkusuyla. Beğenmeniz dileğiyle...

6 Oca 2013

Al Tozunu Dudaklarımın




Bırak o hafif ve kaygan tenini,
Sokulsun bedenime
Dinsin ağrılarım ve ağrıların
Şahlansın atışları kalbimin ve kalbinin
Ama sakın durmasın
Bitmeden arzulanan sevişmemiz

 
Dalgalar ki,
Her zaman sevişir kıyılarla.
Ve ıslatır bütün kumlarını
Sen de seviş benimle
Al tozunu dudaklarımın.
Dudaklarındaki sıcaklığı
Üfle ruhuma bir melek gibi
Isıt beni her an...

 
Kimseler görmemeli seviştiğimizi
Kuşlar bile kıskanır belki
Sevişmeler bize kalsın sadece
Bize yetsin ikimizin kokusu
Birbirini ıslatan dudaklarımız
Doyursun aç ve yorgun bedenimizi.
Gidersin geciken susuzluğunu kalbimizin..

 
Seni beklemekteyim...
Öpüşlerimle ruhunu ateşe verdiğim
Dudaklarımla dilini yaktığım sevgilim.
Yüreğindeki ısıyı serp yüreğime
İçindeki ateşi birleştir ateşimle
Seviş benimle, dindir ağrıyıp duran yaramı
Dindir cebelleşen acımı
Öpüş benimle
Ve al tozunu dudaklarımın.

1 Oca 2013

Kalbimdeki Kalem

 
 
Canım deyip kollarına atılmaktan güzel düşünebildiğim bir şey yok.
Sen de yoksun!
Teninin sıcaklığından güzel bir his düşünemezken ben
 Sensizim…
 Boğazımı düğümlerken her an seni düşünmek
Kalbimde sen, aklımda sensizlik.
 Resmini kalbimden beynime aktarmayı beklemekten ya sıkılırsam?
 Korkuyorum sıkılmaktan gel.
Yarı yolda kalmanın acısını bacaklarımda hissederken
Sen koşsan yanıma?
 Uykuya umutla kandırıp kendimi dalıyorum
 Sabah sen gelmiyorsun yanıma
 Sade diyorum sadece sade
 Gelsen de görsen artık sen de?
 Hayır öldürme içimdeki seni ya da
 Öldürmeden ben, gel sen hadi
 Gözlerimi yormadan, ıslatmadan çıksan bir anda karşıma
 Boynuna atlasam karışmasan bana
Gel kendime olan güvenim azalmadan, kaybolmadan
 Gel sen de artık
 Çürümeden son parçaları kalbimin
 Gelsen de inandırsan beni
 Her gün görüp de midemi bulandırdığınız gibi olmadığınızı
 Göstersen bana gelip
 Uyumasan da görsen beni olduğun yerden
 Seslensen bana geliyorum diye
 Ellerini ısıtmak için ısınan ellerimi tutmaya
 Gelsen be bir tanem
 Hani çıkarmıştın ya kalbime batan kalemi geçenlerde
 Gel bu sefer ben kendim soktum kalemi kalbime
 Ben peşindeyim senin sen bana bakmıyorsun bile
Başını çevirip bir baksan uzun uzun
 Hasret kalıp aydınlık günlere giderken senden
 Gitme demeyecek kadar gururluydun ya gene gel
 Evimi öğrenmiştim senden sen seni sensiz sanarken
Sen de sendeydin aslında ben de
 Senden gitmiştim ben, ben olmuştum
 Gelsen de görsen beni yeni sen
 İnanmıştım ya sana hepinizin öyle olmadığına inanmıştım hani
 Gene inanırım gelsen
 Bir yandan senden kaçarken bir yandan gel desem de
 Sen beni bulursun ben seni biliyorum kalbimdesin
 Hadi çıkar kalbimdeki kalemi.

17 Ara 2012

Eski Yeni Potpori

 
Fazla Hisliyim 
 
 Beynimdekiler çok fazla geliyor
kaldıramıyorum enleri
kusmak istiyorum.
 
Gözyaşlarım ve yazılarım beynimde
bomboş ve kocaman
renklenen, net olmayan
 
Kaçacak delik arayanım.
Paramparça olarak deliyim.
Yaşamda her adımı okşarsan seversin
durmazsın, bil ki yalnız değilsin.
 
Senin gözlerinle gören gölzer verdin
bu vasrayıma bile dokunman
hatta hissetmeni sağlayabilir.
 
Ama ben fazla dokunmuyorum.
Kalbimin hislerini kaldıramayacak
kadar kocaman oldum.
 Hissizlik istiyorum kendimde!
 
 
***
 
 
 
Hayallerim Benim
 
 
Hayallerim var benim
Sonunda hep gözyaşı olan
Sonunda hep suya hapsolan
Ama olsun varsın nasıl olsa her seferinde
Onları kurutup yeniden kurabiliyorum
Nasıl olsa kırılanların yerine
Yenilerini bulabiliyorum
 
 
 
Hayallerim var benim
Onlara tutunup, sığınıp saklandığım
Onlarla yatıp onlarla kalktığım
 
 
 
Hayallerim var benim
Nice senaristlere taş çıkartan
Gerçekleştirmeye bazen korktuğum
Bazen de gerçekleşmesi imkansız olan
Hayallerim var benim
 
 
 
Sabah kalktığımda eğer
Hayallerim yanımda yoksa
Nasıl yaşayabilirm ki ben o gün
Çünkü, aslında
Hayallerim, benim...
***
 
 
           
   GECE                
                       
 
Gece kalabalık çekip gitse
Fokurdamaz sokaklar
Her katil aptal bir kopyadır
Her cinayet bir masal
 
 
Ayrılır tenha sokaklar
Şehrin senfonik aslından
Dağılır cam kırıkları gibi yıldızlar
Gecenin pastel karanlığından
 
 
Ve gece bozar
Işığın yaldızlı kurallarını
Ay yepyeni biz yüzle gülümser
Bulutların ardından
 
 


6 Ara 2012

Z.



Bağrış çığrış içinde uyanıyorum. Damla damla kaçırdığımız bir hayatı mahvetmenin eşiğinde, belki boşuna terlenen belki de bu çok öte.



Gördüklerime inanamıyorum; dehşet her şey dehşet içinde. Omuzlarıma vuruyor, suçluyum nereye çevirsem başımı. Tüm çaresizlik bulutları dökmekte lanetini üstüme. Düşünememek değil, aynı zamanda tarifsiz bir korku -ya kendine gelmezse-



Sallanıyor aklını yitirmiş olacak. Sadece seyrediyorum, çaresizim. Konuşuyorum ama saçma sapan. Bilemiyorum... Hiçbir şey bilmiyorum. Gün değişiyor sert rüzgarlara karşı koştuğumuz sahilden başa almal istiyorum her şeyi.



Gözyaşları, sesler, çıkarsızlık içinde neyi yapacağımı bilmiyorum. Önce ve sonra karışıyori elim ayağım birbirine düşman. Halsizleşiyorum ama güçlü olmalıyım diyorum kendime, gücüm sadece bana yetiyor ve anlatamıyorum... Ben de ağlamak istiyorum haykırmak saatlerce. Ben de tükenmişliğin eşiğindeyim görünmeyen bu. Bende de bitiyor bir şeyler zaman ilerledikçe. Kabus... Karanlık oda garip konuşmaları, çarenin dört bir yana saldırdığı anlar. Hiçbir şey bulunamıyor. Düzenleyemiyoruz, dağınığız ve çoktan beri dağıldık. Ya kendine gelmezse, bir fırtına çıkıyor ve bedenimi içine alıyor savruluyorum... Çarpıyorum bir yerlere, çürüdükçe çürüyor etim, düşüyorum düştükçe. Bir şeyler ayakta tutuyor, ayaktayım ama çoktan yıkıldım. Çoktan...



Son harfi olmuşum alfabenin. X ve Y oturmuş beni beklemeden bu üç bilinmeyenli denkleme. Meğer benim için kurulmuş Z (!)

2 Ara 2012

Yok



Yokluğun dilsiz.
Yokluğun sağır cehalet.
Yokluğun acıdan hamile bir ucube
Bu etimi acıtan;
Bu cümlelerimi ağzımda parçalayan kızıl saçlı fahişe
Yokluğun;
Kasıklarından çarmıha gerilmiş ağdasız bir genç kız!
ve zaman, bir küfür gibi
bir tecavüz gibi saygısız...
Yokluğundur aklıma tüküren cinnetim.
Yokluğundur omuzlarımda bekleyen şizofren meleğim
Beni içimdeki deliye ihbar eden sevgilim.
Yokluğun;
damarlarımdaki kan göç eden barbar tadında bir kavim.
Anladım.
Kaderim.
Denizin mavide, gecenin siyahta durması gibi
Yokluğun, beni anlamlandıran anlamsızlığım...
Yokluğun en makul olasıksızlığım...
Muhtaçlığım.
Mecburiyetim.
Bir gülün en güzel kırmızıya yakışması gibi.


30 Kas 2012

Yağmur






Yağmur çiseliyor.
Yağmur.
Ürkek.
Durgun...
Ardım sıra gelen gölgem
Bomboş ve karanlık yol boyu.
Ben sadece bir çift kundura sesiyim.
Dünya üzerinde bir çok değere sahibim belki ama.
O sokak için ben sadece, yağmur altında bir çift ayak sesiyim.
Islak dudaklar...
Islak saçlar...
Sırılsıklam belki ortalık.
Gece sırılsıklam olmuş bugün.
Gözlerimde yağmur çiseliyor inceden.
Yağmur.
Ürkek.
Sessiz.
Tenha.
Yalnız.
Ve yağmur çiseliyor
Durmaksızın.
Dört bucak yürüyesim geliyor biraz daha faza sigara ihtimaliyle.
Bir ihtimale komşu olarak
DEvamlı
Durmaksızın
Köhne aşkların gölgesinde yürümek.
Gökyüzüne selam vermek
Ya da yıldızlara.
Evrenin göz kırpışını yakalamak için.
Yağmura göz kırpman gerekiyor.
Ve sonra bulutların perdelediğini görüyorsun.. İnce bir sis perdesi.
Derinlikle aranda
Ve yağmurum...
Aramızda bulutlardan çok daha fazlası var.
Ve yağmurum
Sana yağmurum dediğim günden itibaren
Bana sonbahar hiç gelmeyecek.
Sen yağmursan benim nazarımda
Ziyaretin hep yaz yağmurları kadar sürecek.
Bilakis aptal ıslatanından.
Islanan tek kişi olarak
Selam söyleyeceğim sana.. Islak ıslak...
Yollar yalnız.
Kaldırımlar.
Yokuşlar.
Yalnız hepsi.
Hepsi ıslak.
Hepsi soğuk.
Hepsi ufalanmış bir yerlerden.
Üç beş toprak kaymakta sağdan soldan, dağ yamacından aşağıya.
Bir sigara filizlenmekte dudağımın sağ alt köşesinden bu yana.
Usul usul yaklaşan bir kor alev bana doğru.
Ciğerimin ta dibine işleyen sıcak soluk.
Dudaklarımdan geçen o tül perdesi.
Dilimin üzerinde gezen dumanın ince hazzı.
Bir saniyelik geri ödeme gibi üfürüşler.
Soluk alışlar.
Verişler.
Hızlanmalar.
Yağmur ağırdan alıyor bu kez.
Eşlik eder gibi sanki.
Gölgemle tanıştırıyorum onu.
İkisi de takip ediyor beni.
Ve yağmurum
Bitti sanırım.
Sabah olmak üzere.
Veyahut olmuştur belki çoktan.
Güneş çıkınca yok olur yağmurlar.
Güneş gelince gelen yağmurlar, zaten iktidarsız.
Geriye bir tek soru kalıyor sanki.
Yağmurum!
Söyle ki gidişini mecbur bırakacak güneş kim?
Veyahut; yaz yağmuruydun da sıcaktan mı şikayetlendik?

12 Kas 2012

Kimdik?





gecenin karanlığında köşe başında
avuçlarındaydı başı
eğmişti önüne
kimbilir kaç damla saçmıştı yerlere
o bile sayamamıştır
yüreği kaç parçaydı kimbilir
neydi onu o hale getiren
kimdi gökkuşağından renklerini çalan
bir hikaye bir öykü yoksa bir roman mı acıları
anlatsa biter mi, diner mi ?
hangimiz böyle olmadık ki
hangimiz taşımadık hayatın katran karası izlerini
bırakın renklerimizin çalınmasını
söylesenize hangimiz her gece zifiri karanlığımızda boğulmadık?!
bir romandı hepimizin elindeki
almış başını giden
okumak için hangi köşeleri seçtik kendimize                         
kimimiz içimizdeki kalabalıklarda boğulurken
kaçımız kalabalıklarda aradık kendimizi
ya da akıttığımız gözyaşlarımız yağmurdan daha mı az ıslattı
bu çivisi çıkmış dünyayı.
gülmek için taktığımız mutluluk askılarıydı                 
yanaklarımızı acıtan
gamze dedikleri şeyde onun izleri miydi?
özet geçilir mi hayat
ya da kısaca anlatayım denebilir mi ?
hani herkes mutlu ya kahkahalar atıyor ortalığa;
unutmayın
çok gülen insanlar çok acı çekmiş insanlardır...

4 Kas 2012

Gitmeni Bekliyorum.

Gitmeni bekliyordum; infilakımı usulca.
Terli ve aç bir hayvan gibi acıdan beslenmeyi...


 

 
Gitmeni, terk etmeni.
Beni simsiyah bir et parçasında ihtiyar bir larva gibi bırakmanı
Ve bırakmanı ikinci el bir pedin üzerinde koyu kırmızı bir kan pıhtısı gibi
Bekliyordum gitmeni
Amorf bir kum tanesine gömülmeyi…
Sarı ve apseli bir hastalık gibi;
Tiz bir çocuk korkusu gibi;
Bir ortaçağ fahişesi gibi çarmıha gerilmeyi!
Yokluğunun çıplaklığında intiharıma demlenirken inancımı yitirmeyi
İçimdeki tanrıya can çekiştirmeyi…
Gitmeni bekliyordum.
Geleceğin günü fısıldamadan takvimlere.
Yüzünü de toplayıp düşlerimden
Ve çekilip tüm yaşam hücrelerimden,
Beni yorgun bir klozetin dibinde,
Kimsesiz bir ceset gibi, bir penis kılı gibi bırakmanı!
Benzemeden hiç kimseye; hiçbir vedaya, hiçbir ayrılığa;
Hiçbir “Hoşça kal”a benzemeden…
Gitmeni bekliyordum.
Bu şehre görünmeden, değmeden.
Ben apaçık ölümü övmeden;
Bekliyordum gitmeni, terk etmeni…



                                                                               
Blogger Witget