Sorulaaar… sorular…
Sanki başka işimiz yokmuş gibi, bir de bu soruların
odağında olmak ayrı bir yoruyor insanı. Bir de başkaları tarafından
sorgulanmanın yanında, kişi kendi içinde de kendini irdelemeye koyuluyor engel
olamadan… “sen nesin?”ler birden “ben
neyim?”e dönüşüyor.
İşte o zaman cevaplar yığılıyor ansızın önüne:
Ben ne miyim?
Senin karanlıkta atmaya korktuğun çığlığım,
Dolunayda ayın karanlık yüzünü görebilenlerdenim,
Yapabilmeyi istediğin tüm acımasızlıkları yapan iradenim,
En utandığım duygunun yüzsüz süvarisi,
Vicdan krallığının zindanındaki tek mahkumum,

Yelin götürdüğüyüm…
Senin ne olduğunla ilgilenmeyenim!
Algı duvarlarındaki çatlak benim,
Tanrının kılıcının kör tarafı,
Şeytanın ateşinin koruyum.
Sabah kalktığında o boğazını yakan ilk nefesin nedeniyim.
Üstüne sifon çektiğinim!
Duygularının rutubetiyim.
Hiç hesaplamadığım kar,
Hep merak ettiğin zararım…
Mideni bulandıran çürümüş gerçeğin bakterisiyim.
Her damla yalan gözyaşını tanrıya hesabını verenim…
Söylemekten utandığın her şey,
Yaparken gururlandığın hiçbir şeyim…
Kısacası
Sana göre hiçbir şeyin her şeyiyim!..

