Tanrım o günleri görebilecek miyiz?
Sanmamakla beraber benden sonraki nesillere umarak bakmak
istiyorum.
Memurun bana yanımdaki sevdiğim adamı kastederek
“kocalığa kabul ediyor musun?” sorusunu
yönelteceği günler. Ahh ahh… evlilik hakkında sadece heteroseksit düşüncelere
sahibim. Bunun olması tabi ki de normal çünkü çevremde eş cinsel bir evliliğin
iyi-kötü yanlarını dinleyebileceğim bir çift yok tanıdığım. Olmasını isterdim
bu renkli arkadaş portfolyomda onların da bulunması beni mutlu edebilirdi.
Lakin böyle bir şansa erişebilmem için bu konuda yasallığı edinmiş ülkelere göç
etmem gerekli. Böyle bir şey eskiden çok hatırıma geliyor olmasına rağmen artık
puf oldu uçtu denilebilir. Ülkemi seviyorum önyargısına, yakımına, yıkımına,
sayımına, sövmesine rağmen… ne yaşayacaksam kendi dilimde ve topraklarımda
yaşamalıyım diye düşünüyorum. Kimilerine göre esas olan yaşadığındır nerede
yaşadığının bir anlamı yoktur. Ama bence vardır. Eski yazarlar, mekanları,
zamanları öyle işgüzarlık olsun diye sayfalarca anlatıp bizi baymamışlar.
Sonradan gelişen olaylar silsilesine hizmet etmesi için bu olguları
kullanmışlar. O yüzden ülkemde olarak bir adama aşık olup onu sevmek daha cazip
geliyor bana.
Başka bir fikir daha var aslında kafamda bu konu
hakkında.
Heteroseksit yaşantının gereği olarak toplumsal normlar
doğrultusunda yapılan bir akit olan bu tören bizim yaşantımız için de geçerli
midir? Ya da her ne kadar homojen yaşadığımız hayatta heterojene özentilerimiz
yok değil mi? Toplumun düşüncelerine ne kadar aykırı düşsek de beynimizin daha
bıngıldaklık evresinden itibaren o tarz düşüncelerin empoze edilmesinden
kaynaklanan bir yadsımama durumu mu? Cevabını ben de tam olarak verebilmiş
değilim aslında. İllaki böyle bir akite ihtiyaç var mıdır bizim yaşantımızda? Sevdiğin
kişiyle aynı evde yaşayıp hayatını paylaştığında “evlenmiş” olmuyor musun
zaten. Evlilik bu değil mi?* artı olarak
bir çift yüzük ve imza illa gerekli mi? Bana kalırsa değil. Keza şu aralar eş
cinseller arasında bu özentiliğin verdiği bir yüzük takma furyası dolanıp
duruyor. Bir yanım istese de bir yanım gülüyor. Ama en çok da gülüyorum.
Aslında her şey bir imza değil, çoğu şey artık bu kadının
bekareti bana ait! Bu kadın benim bencilliğinden başka bir şey değildir.
Ailelerin onayını da aldık, artık sevişebiliriz, seni patlatabilirim demek.
Kusura bakmayın bu konularda isteksiz sertleşebiliyor dilim…
Eee bizim ne patladığımız ne de ailelerimizin onayını
alma lüksümüz var. Peki sizce böyle düşündükten sonra, yaptıklarımızın ya da
isteklerimizin toplumsal normların doğamıza fazlasıyla işlemiş olmasından
kaynaklı olmadığını söyleyebilir misiniz?
Bana gelirse, ben yüzük takmayan sevdiği kişiyle yaşayan
hesap vermeyen bir özgür kız modeli çizmek istemem. Ben de evlenmeyi isterim
ama heteroseksist düşünce yapısıyla değil. Aksine yasa bizi kabul etti en
önemlisi ailelerimiz bizi hala seviyorlar ve bu mutlu günümüzde yanımızdalar
diyerek tüm ailemin gözleri önünde (ruh)eşimi öpmek için.
Ya siz?
* ; evlilik hakkında ne
tecrübem ne de detaylı bir düşünceye sahip olmadım. Sadece uzaktan bakıp
irdelediğimde en yüzeysel şekliyle böyle gördüğümü söylemek istedim.


