8 Kas 2013
Son İstasyon
Genç adam, elini trenin bir türlü açılmayan camında gezdiriyor, camı açmanın, içerideki sevdiğine son bir kez daha dokunmanın yolunu arıyordu. Sevdiği de içeride pencereyi açmak için uğraşıyordu ama sonuç hüsrandı. İkisi de camı kırmamak için zor tutuyorlardı kendilerini. En sonunda açılmayacağını anlayarak pes ettiler.
İçerideki adam, sevdiğine bakıp ağlıyordu. Arkada kalan adam bakamıyordu. Kaçırıyordu gözlerini. Adam trenin gideceği yöne baktı. Gittikçe belirsizleşen tren yolunun ucunda dağı delip geçen tüneli gördü. Dağ olanca heybetiyle yükseliyordu, fakat bu tünel çiziyordu dağın karizmasını. Bu tünel bu dağı delip geçiyordu ama onların aşkı engelleri aşacak bir tünel bulamamıştı. Bir yandan o dağın ardını bir yandan sevdiği olmadan yaşayacağı günleri düşünüyordu. Birazdan tren hızlanıp gidecek o dağın ardına geçecekti. O, ne kadar koşsa da yetişemeyecekti. Ne kadar çabalasa da aşamayacaktı o dağı ve göremeyecekti ardını. O, artık dağın bu tarafında sevdiği olmadan yaşayacak, onsuz sabahlara uyanacaktı. Onsuz uyanacağı günleri düşünürken ne yapacağını bilemedi. Kalbi sıkışır gibi oldu... Ne aradığını bilmeden ceplerini yokladı. Dudakları da istemsiz kımıldadı. Yüzündeki sakallar susuz kalmış toprakları andırıyordu. Gözünden düşecek yaşları en çok onlar bekliyor olmalıydı.
İstasyonda trene ondan başka el sallayacak kimse yoktu. Trenin kapıları çoktan kapanmıştı ve hareket anına çok az kalmıştı. Şu aksi cam da açılmıyordu. Bir aşkın önünde bu kadar çok engel olabilir miydi? Adam boşalmak için hazır bekleyen gözlerinin musluğunu açmamaya dikkat ederek başını trenin geldiği yöne çevirdi. İstasyonun hemen yanında başlayan gül bahçelerini gördü. Güller karanlığa rağmen bir yıldız gibi parıldıyorlardı. Kafasını çevirdi tünelin aşıp geçtiği dağı gördü.
O, şimdi güzel günlerle karanlık günlerin tam orta yerindeydi. Sevdiği, tüneli geçip gidecek o ise karanlık istasyonda tek başına kalacaktı. Adam trendeki sevdiğine bakabildiğinde onun bir şeyler söylemeye çalıştığını fark etti. Cama yapışmış bir şeyler söylüyordu. Gözyaşları camdan aşağı akıyordu. Aradaki cam adamın duymasına engel oluyordu, ne diyordu anlamıyordu. İçerideki adam yavaş yavaş tekrar etti. Adam gözlerini dikip dudaklarını okumaya çalıştı.
...
Adam “ben de ben de” diyebildi. Kelimeler, kurumuş ve yutkunmakta zorluk yaşadığı boğazından çok güç çıkmıştı.
Adam ne yapacağını bilemez haldeyken bir an saatine baktı. Trenin kalkmasına üç dakika vardı. Adam son bir şeyler söylemek istiyordu. Son bir kere dokunmak istiyordu. Pencerenin bir parmak kadar olan boşluğuna iki parmağını uzattı. Sevdiğinin iki parmağıyla buluştu parmakları. Adam, eski günlerde sevdiğiyle buluştuğunda ayrılık vakti yaklaşırken ve'lerle başlayan uzun uzun kurduğu cümleleri hatırladı ve her ve'de ayrılık gecikirdi. Bu kez gecikmeyeceğini bile bile aynısını yapmaya karar verdi. Ağlamayı da göze alarak sesini duyurmak için bağırmaya başladı.
-Gidiyorsun ve yarın güneş sensiz doğacak ve diğer gün de ve ondan sonraki gün de ve ben her yeni güne seni görme umudum olmadan uyanacağım...
Adam, parmakları sevdiğinin parmaklarına değerken bağırmaya devam ediyordu. Giden ise, daha iyi duyabilmek için kulağını cama dayamıştı. Adeta bütünleşmişti camla. Devam etti adam.
-Ve seni görme ihtimalim olmadan sokaklarda dolaşacağım ve kafelere giderken seni bekletmemek için acele etmeyeceğim ve her şey sensiz olacak ve şarkılar müziksiz kalacak ve şarkı söylemeye çalışan sesinşe yankılanmayacak duvarlar ve ben senin o haline bakıp gülemeyeceğim ve sana okuduğum her şiir anlamını yitirecek ve tüm şiirler kafiyesiz kalacak ve her gün bulutlu olacak hava ve ıslanmak keyif vermeyecek ve yıldızlara bakıp cır cır böceklerini izlerken ve'lerle uzamayacak geceler ve yaşamak öylesine olacak sensiz.
Tren harekete geçti. Adam trenle birlikte ilerliyordu. Bir yandan sevdiğinin parmaklarına değmeye çalışırken bir yandan bağırmaya devam ediyordu. Hızlandırıyordu konuşmasını ve hızlandırıyordu adımlarını. Sevdiği içeride daha fazla yükleniyordu cama. Cam yerinden oynuyordu sanki. Oynuyordu sanki cam yerinden. Yerinden oynuyordu sanki cam. Adam trenle birlikte daha da hızlanıyordu. Adam koşuyordu, tren hızlanıyordu. Tren hızlanıyordu adam bağırıyordu. Adam bağırıyordu, ağlıyordu, cam yerinden oynuyordu.
Tren olanca hızıyla tünelden geçip gitti. Sabah güneş doğduğunda tren yolunun çevresindeki tarlalarda çalışan işçiler kanlar içinde yüz üstü yere kapanmış ve elleri birbirine sıkıca yapışmış iki sevgiliyi buldular ve yerdeki cam kırıkları doğan güneşle birlikte parlıyordu.
1 Kas 2013
zaman DURrur ve SOLup ÖLürsün
Ben hiç görmedim yaşadığını
Bunun için olduğum yerde
Durdum
Soldum
Ve
Öldüm…
ben öldüm!
ben hiç görmedim öldüğünü.
bir kuş geçiyordu üstümden,
usulca yanaştı yanıma;
bir yaprak daha düştü dalından
Sessizce süzüldü…
ben hiç görmedim öldüğünü.
kocamandı ay,
düşecek gibi üzerime;
bir yıldız daha kaydı
Sessizce söndü…
ben hiç görmedim öldüğünü.
çekingen bir rüzgâr,
öyle derinden titreterek tenimi;
son bir koku getirdim
uzaktan, bir çiçeğindi
Sessizce soldu…’
Her gün düşerdi yapraklar,
Bir filiz daha yeşertmek için.
Yeni canlar doğardı her an
Ta ki ben gittim,
Hep ölüme süzüldü yapraklar
Asla doğmadı yeni bir yaşam
Ve öldüm…
Her gece yıldızlar kayardı,
Ben neredeysem oraya taşırlardı ruhumu
Yol gösterirdi ay
Yalnızlık nedir bilmezdim.
Ta ki ben gittim,
Bir daha parlamadı ay
Hep bilinmeyene kaydı yıldızlar
Göstermediler bu ruhu bedene asla
Yalnız kaldım
Ve durdum…
Her an eserdi rüzgârlar
O mis kokumu taşırlardı bana
Asla bulunmayan bir taç yapraktan.
Ta ki ben gittim,
Çiçekler hep çürüdüler sonsuza
Salmadılar kokularını rüzgâra
Zaten esmedi de rüzgârlar
Bir daha asla açmadım
Ve soldum…
Asla yaşamadım!
Kuru yaprakları ezdim bir bir.
Parça parça olmuş tenimi
Doğmadan öldürdüm ayaklarımın altında
Hiçbir umut bırakmamışım hayata
Bunun için beklemedim doğacak günü
Görmedim düşen yaprakları
Bunun için. Asla yaşamadım.
Her an başka bir yıldıza baktım
Meğer yıldızlar hep aynı yerlerinde dururlarmış
Ay her gün aynı yeri aydınlatırmış
Hep farklı bir yerden baktığından ruhum
Bunun için hiç aynı görmemiş aynada beni
Boşu boşuna koşup durmuşum
Bunun için. Hep olduğum yerde durdum.
Aynı havayı soludum her çarpışında yüreğim
Olduğum yerde dönüp durduğumdan
Koklamamışım asla hayatın tadını
Hep farklı yaprağa bastığımdan
Hiç yaşatmamışım yeni bir canımı
Hep farklı yıldıza daldığımdan
Bir adım bile atmamışım durduğum andan
Hep aynı tadı soluduğumdan
Hiç bakmamışım binlerce nefesin karıştığı havaya.
Bunun için olduğum yerde
Durdum
Soldum
Ve
Öldüm…
Sen hiç yaşamadın
Bunun için
Ben hiç doğmadım.
Etiketler:
farkındalık
,
şiir
,
zaman durur ve solup ölürsün
28 Eki 2013
Kime göre Neye göre Önemli ya da Önemsiz
Son günlerde tanık olduğum bi’ olaydan söz etmek istedim bu
boş günümde. Herkesçe bilinen maruz kalınan ve çevremizdeki en az bir kişinin
başına gelme olasılığının büyük olduğu bir durumdan bahsedeceğim kısa bir
örnekle. Aslında bu durum insanları kategorileştirmeden doğan ötekileştirmenin
de temelinde yok değil. Toplumda kanayan bir yara haline gelmekte olan, fakat
çoğu kimsenin farkına bile varmadığı bir sorun. İnsanları, statüsüne göre mi
yoksa kişiliğine göre mi değerlendirmek! İnsanların bir tanışma ortamında
ismini öğrendikten sonra sorulan ilk sorudur,
- “Ne iş yapıyorsun?/Hangi işle iştigalsiniz?” Bu sorunun
cevabına göre insanlar insanlara tavır ve pozisyon almakta.
Örneğin ilk sorunun cevabı Mehmet. Diğerinin cevabı ise inşaat işçisi.(inşaat
işçisini küçümsemek için yazmıyorum örnek çoğaltılabilir). Şimdi bu aşamada,
kişi inşaat işçisini beyninde bir yaftalama yapmıştır ve kendisine göre
oluşturduğu önemli ya da önemsiz insan gruplarından birine sokmuştur.
Muhtemelen sokulan grup önemsiz olacaktır…
İkinci örneğimizin adı da Mehmet, lakin ikinci sorunun
cevabı ise şirket müdürü olsun(sektör fark etmeksizin!). Bu statüyü de örnekle çoğaltabiliriz. Bu insanı
da beyinde yaftalayarak muhtemelen önemli insan statüsüne koyulacaktır.
Asıl sorun, bu iki örnekte önemli önemsizlik statüsünü
belirleyen faktör nedir? Sorulması gereken soru budur.
Cevap basit; Çıkar İlişkisi!..
İnsanlar aslında tanıdıklarını önemli ya da önemsiz diye
yaftalamaz. Bugün yarın işim düşer mi düşmez mi diye gruplara sokarlar. İşleri
düşecekleri insanları unutmazlar ve kendilerini de unutturmazlar. Düzenli
olarak ararlar hal-hatır sorarlar. Aslında senin sağlığını merak ettikleri
falan yok amaç yarın işleri düştüğünde yaptırabilmektir.
Türk toplumunda 70′li ve 80′li yıllarda “odacı” kavramı
varmış. İnsanların devlet dairelerine işi düştüğü zaman etraftan, sağda solda
odacı olarak çalışan insanlar aranmaktaydı. Amaç yine belli.
Yunus Emre’nin felsefesi olan “Yaratılanı severim yaratandan
ötürü” cümlesini ne çabuk unuttuk. Ya da egolar ya da her ne derseniz artık bu
samimi cümleyi ne kadar yüzeyselleştirdi de şimdi sadece basit bi cümle olarak
çalınıyor kulaklarımıza.
Etiketler:
çıkar ilişkisi
,
ego
,
kategorize etme
,
maddiyat
,
önemli insanlar
,
önemsiz insanlar
,
ötekileştirme
,
yuaftalamak
22 Eki 2013
Bölüm 2
Biliyorum biliyorum ikinci bölümü yazmakta geç kaldım, ama bahanelerim var valla bak geçerli hem de hepsi. Neyse daha fazla uzatmadan kaldığım yerden devam ediyorum hemen.
Şişe çevirme esnasında yaptığım o ataktan sonra biraz afallamanın verdiği sessizlikten doğan sinsi rahatlamam ile tepkilerini ölçmek için sorduğum sorulara olumlu yanıtlar alınca. Hatta LGBT hakkında fikirlerini bize aktarmanla, arkadaşlarından arasında bu bireylerden bulunduğunu dile getirmenden dolayı pek yadırgamayıp hatta bizim o keko sınıfta sadece olursa böyle bi şey senden bekleriz gibi beni memnun edici dönütler alınca bendeki sinsi rahatlama yerini koy göte rahvan gitsin mode on oluverdi. Ama düşünmediğim nokta şu ki sonrasındaki sorulara yanıt verip vermememdi. Bunu söylemek istedim, ama ne ölçüde? işte burasını pek düşünüp düşlemediğimden dolayı zorlanmadım değil yani nerede durmam gerektiğimden. Çünkü önümüzde sınavlar ve ardından kocaman bi yaz tatili vardı. Bu olaya açıklık getirmeden bazı şeyler havada kalsın istemeden hop ben gittim olmasını istemedim. Akıllarının bi köşesine bu sineği sokmak istemiştim sadece. Kadın milletinin olur olmadık zamanlarda beynini kurcalayan şeylere ihtiyacı var bunu bildiğimden dozunda bırakmakta zorlandım, bunu açıkça söyleyebilirim.
Neyse ki o Foça günlüğünü güzelce kapayıp sınavlarımıza gömüldük. Yaz da bitti ve kocaman kocaman hasretler giderildi. Tekrar aynı moda döndük sanmıştım ki arkadaşlarımın yaa Amorf sen neden sevgilinle bizi tanıştırmıyorsun? gibi sorularına maruz kaldım. Anlaşıldı ki bunlar tatilde kafa kafaya verip varsayımlarını not edip okulun açılmasını beklemişler. Tavla atarken gelen sorulara verilen kaçamak cevaplardan her şeyin aslında anlaşılırlığı vs derken durum bi anda yolda yürürken hani sizin tanışmak istediğiniz X var ya aslında X değil Y dedim. Erkek ismi duyunca bi sırıtmalar trafiğin ortasında sarılmalar sonrasında banka oturup yıllardır göremedikleri sevgili fotosunun ısrarları birbirini izledi. Meraklı olduklarını bilirdim de bu kadarını beklemiyorum ben de doğrusu. Okulda derste ve bilimum yerde vaktini geçirince bildikleri çoğu şeyin aslında çarpıtıldığını öğrendikleri için, doğrularını bilmek için can atmalarını sevimli buluyorum aslında.
Oturduğumuz yerde yüzeysel bilgilerden sonra kalktık bana geçtik. Kitaplığımdaki Lubunya Olmak kitaplarımı gösterdim. Yani artık bi nevi onlara karşı gizlediğim yönümü açıyordum her mevzuda. İnternetten bilgilendirici videolar ve kitaptaki hikayelerden sonra bilmek istedikleri şeyleri dilim döndüğünce aktarmaya çalıştım. -Bu tarz insanları seviyorum işte. Yargılarını öğrenmeden önce koymuyorlar.- Toplumsal cinsiyet kavramlarından bahsettim biraz. Elimden geldiğince ansiklopedik bilgiden ziyade ruh hallerini aktarmaya çalıştım. Amacım seksüel bir yönelimden ziyade duygusallığın bilincini oluşturmaya öncelerden başlamıştım zaten yerine oturttuğuma inandım o gün.
Ayaküstü hamarat arkadaşım erişte yaptı. Bi yandan yiyoruz bi yandan video izleyip üzerine konuşuyoruz. Sonra Lgbtt arkadaşlarımın fotolarını gösterdim. Benden hep isimlerini duyardı, ama fotolarımız çok renkli ve yaş sınırlı olduğundan gösteremezdim. Şuan hayatımdaki insanı da görmek istediler, ama madem bi bilinç oluşturuyorsun Amorf kanlı canlı olsun dedim ve hemen ertesi güne buluşma ayarladım. Sevgilimle ben buluştuk yemek yedik bekledik. Sonra bizim kızlar çıkageldi. İlk göz göze gelişlerini izlemek keyif vericiydi. Bakışlarında sadece yabancı bir insanı tanıma sıcaklığı vardı. O sıcaklık git gide samimiyet sıcaklığına döndü. Kahveler içildi fal faslına geldi. Burada arkadaşıma benimki falına baksın mı diyerekten kaynaştırma moduna geçtim. Bu adam her defasında atıyorum diyor ama biliyor ya. Arkadaşıma da döktürdü. Kız ondan sonra benim hayvanat bahçeli fallarımdan soğudu. Falların ardından görüşler dile getirildi. Tanışan iki taraf da mutlu ayrıldı o geceden ama benimkisinin yanında küçük kalır mutlulukları elbette. Gizli yönümü açtığım arkadaşlarımdan bir dahaki buluşmalarımıza sevgilini de getir demesi kadar tatmin edici bir durum yok...
Öyle yani blog. Şimdi ailemden daha fazla görüştüğüm insanlardan sakınacak bir şeyim yok. Danıştığım konuları evirip çevirmeme gerek kalmadı. Benim için büyük rahatlık oldu. Her coming out olduğumda acaba bencilliğim daha mı ön planda mı diye sorguluyorum kendimi. Kimi zaman öyle bunu da biliyorum. Blogumun linkini bile paylaştım kendilerini buradan okuyunca mutlu oldular.
Seviyorum onları...
Etiketler:
coming out
,
fal bakma
,
foça
,
gay
,
gizli yanım
,
itiraf
,
sevgili
,
şişe çevirmece
,
toplumsal cinsiyet
11 Eki 2013
Özgürlüğüme İki Adım Daha Ekledim-I
Selamlar canlar,
Bu aralar benden yazılar yayınlama olayına kendimi fazla kaptırdım, ama hoşuma gitmiyor da değil kendimden bi şeyler paylaşmak. Ha diyeceksiniz, diğer yazılar sana ait değil mi diye. Olmaz olur mu ama bazıları daha ben işte siz anladınız.
Her şey okumak için İzmir'i kazanma arzumla başladı. Lise 2de kafama koyduğum bi fikirdi. Aklımın bi köşesinde İstanbul olmasına rağmen nedense İzmire daha ılımlıydım. Çünkü İstanbuldan hala korkarım, nedenini bilmesem de. Neyse konumuz o değil. Lisede yeterince şanslı değildim ya da fazla ürkektim o yüzden yayılmacı politikadan kaçınırdım hep kendimden emin olduğum halde. O yüzden lise arkadaşları kalıcıdır derler ya o bana uymuyor çünkü asıl olmayan ben ile samimileşen arkadaşlarımla ne kadar kalıcı bağlar kurabilirim. Bu yüzden ruhen de Bursadan kaçmak istiyordum, o muhafazakar bakışlar altında yargılanma hissiyatı beni boğuyordu yeterince. Son sene hocalarımın hedef belirleyin çocuklar brifinglerinden mütevellit kafamda mantıktan ziyade hislerimin ve ruhumun olmak istediği yerlerde bölümler aradım. O kadar benimsemiştim ki fikirlerimi ruhumun memleketi diyordum İzmir'e hala da diyorum ara ara sıksa da beni, burada nefes alıyorum. Son sene bu benimseme zamanlarımda hayatımda biri olduğu halde kafama koymuştum ben Bursada okumamalıydım keza Uludağı kazanmak beni zorlayıcı bir şey değildi. Tüm hayır diyemeyeceğim kişilerden yakınları yaz dilekleri almama rağmen inadımla listemi kendim doldurmuştum herkesi dinledikten sonra. Listemi yaptığımda herkesin değil sadece kendi gönlümü yapmıştım. İnat ve bencilliğim kimi zaman iyi işe yaramıyor değil.
İzmir'i arzulama nedenlerimin en merkezisi, tabiki de kasıntı hayatımdan kurtulup yayılmacı politikamın dibine vuracağım ve daha da ben olacağım bir zaman dilimi olsun istemekti hayatımda. Bunu hakkıyla yerine getirdiğime inanıyorum. Bu açılma evrelerimin en sonuncusunu ya da sonuncularını mı desem. Çünkü grup halinde açılmayı yeğler oldum son zamanlarda 2 ile 3 kişiye aynı anda açılma zevkli bir şey, tabi ön çalışma faslını atlamadan. Atlayıp açıldığım istisnalar da yok değil. Biraz şanslıyım ya da insanları iyi analiz edebiliyorum da diyebilirim...
Diğerlerini belki anlatırım belli olmaz ama şimdilik en sonuncusunu anlatmak için yaptığım bunca girişten sonra olay örgüsüne Öncelikle arkadaşlarımı tanıtayım. Bölümden arkadaşlarım ikisi de teki yatay geçişle geldi. Geçen sene samimileştim tam anlamıyla ikisiyle de. İzmirin kavrulduğu zamanların başında Eski Foça yapma planımız vardı. Aklımın bi köşesinde sağlam ve doğruların temellendirdiği gelecek senelerde yanıma kalacak arkadaşlıklar edinmek olduğundan daima out olma fikri duruyordu, ama bu kızların görüşleri ve bakış açıları beni endişelendiriyordu. Çünkü sınıfta kızlarla rahatça konuşabilen, ilk senelerde tüm kızlarla çıkmayan, şakalarını ve triplerini çekebilecek, rahatça seksten ve cinsellikten bahsedebilen tek erkektim diyebilirim. Siz düşünün sınıftaki keko yüzdesini. Keza çok yoğun bi erkek nüfusumuz da yoktur çoğunluğu son sınıfı göremeden aramızdan ayrıldı. Neyse kısa bi anektotdan sonra konuya dönmek gerekirse, 31 mayısta -eylemlerin başladığı günden hatırlıyorum, yoksa günleri, sayıları ve tarihleri zor tutarım hafızamda- Eski Foça yolunda bulduk kendimizi. Bi güzel yüzdük serinledik Foçanın buz gibi denizinde. Haftaiçinin rehavetine kapılıp kalabalık olmaz desek de bizi şaşırtan erkenci yoğunluğa rağmen eğlencemize baktık. Hatta o kadar eğlencemize baktık ki dönüş zaman diliminde sokakta mayolarımızdan kurtulduğumuzu hatırlıyorum. Napalım, koskoca Foçanın sahilinde soyunma kabinleri yok ihtiyacı sahildeki mekanlar karşılıyor. Bu rahatlığın sebepleri arasında yüzerkenki samimiyetimiz ve birbirimizden çekinmeme var elbette. Fazla ayrıntıya girmek istemezken havada kalmasın anlattıklarım. Üstümüzü giyinip fotolarımızı çekildiğimize göre marinada soluklanıp güzel manzaraya ve günbatımına nazır bira-midye yaptık. İşte olay burada kopuyor. Samimi ortamlarım fix oyunu olur genelde benim olduğum ortamlarda yani şişe çevirmece oynadık biralarımızı bitirdikten sonra. Gün boyu olan samimiliğe tüm gerçekliğiyle yeni katmanlar çıktık. Her şeyimiz döküldü ortaya diyebilirim. Seks hayatımızda tutun da ailevi sorunlara kadar. Sınav haftası öncesi son eğlencemiz olduğundan ve sınav haftasında herkes idiota bağladığından mütevellit mutlu olabildiğimiz kadar gülmeye çalıştık o gün. Güzel anılarımın sayfasına kazıdım. Belki de son böyle oturup son konuşmamızdı o sene ve ben artık içimde tutamıyordum dürtülerimi. Bir anda şişe çevirmeye gerek kalmadan atladım ortaya ve benim geçmişimde bir erkekle deneyimlerim oldu dedim...Affınıza sığınarak söylüyorum, yazının başında dediğim gibi post benden olunca gevezeliğim tutuyor anacım. Ara vere vere yazdım, ama daha da dayanamayacağım eminim anlatmaya devam edersem siz de okurken dayanamayacaksınız o yüzden burada bırakmaya karar verdim ve devamı en yakın zamanda ya da bayramdan sonra gelecek. Söz valla bak essah yaziiciimm ama şimdi hazırlanıp dışarı çıkmam lazım bu kadarıyla yetinin :))
Etiketler:
açılma
,
bursa
,
doğrular ve gerçekler
,
hayatımdan bi kuple
,
İzmir
,
lise hayatı
,
out yapma
,
üniversitede açılma
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)


